Alçının Çıktığı Gün ve Bir Annenin Kalbi

Alçının Çıktığı Gün ve Bir Annenin Kalbi


1 Haziran 2026 Pazartesi...

Tam 45 gün sonra alçım çıkarıldı.

Bu anı uzun zamandır bekliyordum. Kendimi özgürlüğüne kavuşmuş bir kuş gibi hissedeceğimi düşünüyordum. Ancak hayat, bazen beklediğimiz duygular yerine bizi farklı gerçeklerle karşılaştırabiliyor.

Alçı çıkarıldıktan sonra sağ elime dikkatle baktım. Sanki bana ait değilmiş gibiydi. Parmaklarım şişmiş, bileğim ise uzun süre hareketsiz kalmanın etkisiyle eski işlevini kaybetmişti. Elim, görevini unutmuş gibiydi; neyi nasıl tutacağını, nasıl hareket edeceğini yeniden öğrenmesi gerekiyordu.

45 gün boyunca sessizce beklemişti.

Kaslar zayıflamış, eklemler sertleşmiş, parmaklar adeta birbirinden uzaklaşmıştı.

Bir bardak tutmak, düğme iliklemek, saçımı düzeltmek... Bir zamanlar hiç düşünmeden yaptığım günlük işler artık küçük ama önemli mücadelelere dönüşmüştü.

Fiziksel ağrı hissediyordum.

Ancak en çok da sabrım sınanıyordu.

Tam da bu süreçte hayat bana bambaşka duygular yaşatıyordu.

Aylar öncesinden planladığımız o özel gün nihayet gelmişti.

Evimizin neşesi, gözümüzün nuru, sevgiyle büyüttüğümüz kızımız...

Bizim prensesimiz...

6 Haziran 2026 Cumartesi günü İstanbul'da nikâh masasına oturdu.

Onu gelinliği içinde ilk gördüğüm anı tarif etmek gerçekten zor.

Bir annenin kalbi aynı anda hem büyük bir mutluluk hem de derin bir duygusallık taşıyabiliyormuş.

Daha dün okul kapısında beklediğim, saçlarını ördüğüm, hastalandığında sabaha kadar başında beklediğim kızım, şimdi kendi hayatına ve yuvasına doğru ilk adımını atıyordu.

O gün sağ elim hâlâ tam olarak açılmıyordu.

Fotoğraf çektirirken zorlanıyor,

Sarılırken daha dikkatli davranmak zorunda kalıyordum.

Ancak kalbimdeki mutluluk, yaşadığım tüm fiziksel zorlukların önüne geçiyordu.

Bugün takvimler 12 Haziran 2026 Cuma gününü gösteriyor.

Yarın düğünümüz var!

Aylar boyunca konuştuğumuz, hazırlıklarını titizlikle yaptığımız ve heyecanla beklediğimiz o gün artık kapımızda.

Bir yanım hâlâ iyileşme sürecindeki bileğime odaklanırken,

Diğer yanım yarın gelin olacak kızımın çocukluk fotoğraflarına dalıyor.

Hayat bazen insana aynı anda birçok duyguyu yaşatıyor.

Acıyı ve mutluluğu...

Sabırsızlığı ve şükrü...

Vedaları ve yeni başlangıçları...

45 gün boyunca bana eşlik eden alçı artık yok.

Ancak bana öğrettikleri hâlâ benimle.

Sabretmeyi...

Şükretmeyi...

Zor zamanlarda yanımızda olan insanların kıymetini bilmeyi...

Sevginin iyileştirici gücünü...

Ve en önemlisi, hayatın hiçbir anını ertelememeyi...

Yarın kızımın düğününde olacağım.

Belki elim hâlâ tam anlamıyla güçlenmedi.

Belki hareketlerim eskisi kadar rahat değil.

Ama kalbim hiç olmadığı kadar güçlü.

Çünkü yarın, bir anne olarak hayatımın en özel günlerinden birini yaşayacağım.

Ve biliyorum ki bazı mutluluklar, bütün ağrıların önüne geçebilir.

Tıpkı yarın yaşayacağım mutluluk gibi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağrıdan Şükre Uzanan Yol: 4. Gün Notları

Alçıya Geçen 42 Gün